İstiklal Marşı'mızın şairi, Türk-İslam kültürünün büyük ismi; M. Akif Ersoy, 71 yıl önce aramızdan ayrılmıştı. Kendisini bir kez daha rahmetle anarken onu yetiştiren aile, mahalle ve okul çevresi hakkındaki bilgilerin hatırlanmasında fayda olduğunu düşünüyorum zira insan, birçok yönü ile yaşadığı çevrenin ürünüdür. Millet olarak istikbalimiz adına yeni Akifler yetiştirmek, evlerimizi ve çevremizi Akif i yetiştiren muhit gibi yapmak durumundayız. Akif ve benzeri örnek insanları, bilhassa yetiştikleri çevre itibariyle de tanımak, onları daha iyi anlamamız konusunda bize yardımcı olacaktır.
Aile çevresi
Mehmet Akif'in babası, aslen Rumeli¬li olan İpekli Mehmet Tahir Efendi'dir. Fatih Medresesi'nin önemli hocalarındandır. Zamanın padişahının huzurunda ramazan ayında huzur derslerinde tefsir yapan sayılı âlimlerdendir. İlmi kadar irfa¬nı da vardır. Nakşî şeyhi Feyzullah Efendi'den manevi eğitim almıştır.
Bilgisi, irfanı ne kadar yüksekse bunla¬ra bağlı olarak dinî yaşantısı ve dindar şahsiyeti de aynı şekildedir. Bir ahlâk abi¬desidir. Dürüst, çalışkan, erdemli, haysi¬yetli, özü sözüne uygun, mert, yiğit bir insandır. Talebesi İbnülemin Mahmut Kemal'in ifadesiyle: "Salih, fâdıl, vefi, sahî, alicenap, mürüvvetkar, müstakim bir üstad-ı kamildir."
Temizliğe çok dikkat edip önem ver¬mektedir. Hatta bu yüzden adı Temiz Tahir Efendi'ye çıkmıştır. Şık giyinen, ça¬lışkan ve hayat disiplini olan bir insandır. Oğlunun eğitimine daha küçük yaşların¬dan itibaren çok önem vermiş, ona okula başlamadan önce gerekli bütün bilgileri öğretmiş ve bu öğreticiliği vefatına kadar devam ettirmiştir. Bu yüzden Akif, baba¬sından bahsederken: "O, benim hem ba¬bam hem hocamdı. Ne biliyorsam ken¬dinden öğrendim." demektedir.
Mehmet Tahir Efendi, oğlunu zamanı geldiğinde önce mahalle mektebine ar¬dından ortaokul ve liseye göndererek tah¬silini tamamlatır. Bir yandan da belirli bir program dâhilinde ona dini dersleri verir ve Arapçayı öğretir.
Tahir Efendi, çocuklarının sadece eğitimleriyle değil her şeyleriyle yakından il¬gilidir. (Ailenin Akif’ten sonra Nuriye adında bir de kız çocukları olmuştur.) Onları her sabah erkenden kaldırıp banyo yaptırıp elbiselerini giydirip kahvaltılarını yaptırarak okullarına hazırlayan müşfik bir babadır. Onlara mükemmel bir terbi¬yeci olarak davranır. Terbiye meselesinde dayağa, şiddete asla yer vermez. Ama daima disiplinli hareket eder.
Annesi Emine Şerife Hanım
Mehmet Akif in annesi aslen Buharalı olup sonradan Tokat'a yerleşmiş bir aile¬nin kızı olan müstesna bir hanımdır. Da¬madı Ömer Rıza DoğruPun ifadesiyle: "Tam manasıyla, İslâm Türk kadını idi. Sağlam seviyeli, anlayışlı, tecrübeli ve ile¬ri görüşlü bir kadındı. İtikadı bütün birMüslüman'dı. Beş vakit namazım ihmal etmez, ibadetlerinden haz duyar, inançla¬rını yaşar, feragat ruhunu canlandırır, iyi¬lik etmekten bahtiyarlık duyar, ince duy¬gulu ve yüksek ruhlu bir kadındır."
Akif de annesini "ibadete düşkün, za¬hide bir kadın" olarak tarif etmektedir. Bu inançlarında son derece samimi, ihlâslı kadının yani annenin de Akif üzerinde¬ki tesiri çok büyüktür. Çok dindar bir ka¬dın olan Emine Şerife Hanım, çocuğuna kazandırdığı hassasiyetlerle muhtemelen onun şairliği üzerinde de etkili olmuştur. O da kocası gibi çocuklarının her şeyi ile yakından ilgilenen bir insandır. Üstelik sadece oğlunun manevî, ahlâkî ve dünye¬vî ihtiyaçlarıyla ilgilenmekle yetinmemiş, onun bedenî gelişmesine, hatta dış görü¬nüşüne bile çok dikkat etmiştir.
Evleri
Mehmet Akif, böyle güzide iki insanın evladı olarak 26 Aralık 18 73'te İstan¬bul'da doğdu. Burası, Mithat Cemal'in ifadesiyle: "Kur'anlı evdir. İçindekilerin beş vakit namazlarını kazaya bırakmadık¬ları, tavanları secdeyle kubbeleşen bir ev¬dir. " Huzur ve sevgi doludur. Karı koca arasında anlaşmazlık ve tartışma yoktur. İşte Akif in en büyük bahtiyarlığı böyle bir evde böyle güzide iki insanın evladı olarak sevgi dolu bir ortamda yetişmesi¬dir. Zira onun bedenen ve ruhen sağlıklı ve mutlu şekilde büyümesi bu evin sonu¬cudur. Nitekim bunun farkında olan Akif, bu evde yaşadığı mutlu zamanları sonra¬dan şöyle nazmedecektir: "Çocukluğum¬da, evet bahtiyar idim cidden/Harîm-i ai¬lenin farkı yoktu cennetten"
Sangüzel Mahallesi
Mehmet Akif in doğduğu Sangüzel Mahallesi, Fatih semtindendir. Burası İs¬tanbul'un fakir ama mutlu insanlarının yaşadığı bir mahalledir. Dinî ve millî de¬ğerlere içtenlikle bağlı insanlardan oluşan bu mahallenin insan ilişkileri ve inanılan değerleri benimseme ve yaşama noktasın¬da Akif üzerinde tesiri çok büyüktür.
Bu mahallenin Akife bir etkisi de sporda olmuştur. Yine Mithat Cemal'in "pehlivanlı mahalle" diye vasfettiği bu yerde devrin ünlü pehlivanı Kıyıcı Os¬man, Akif i güreşe alıştırır. Akif, uzun sü¬re güreşe yakın bir ilgi duyar. Sonradan yüzme, taş atma gibi diğer spor dallarıyla da ilgilenir. Denilebilir ki Akif in sağlam karakterinin oluşmasında bu durum da çok etkili olmuştur. Mahallenin değerleri onun ruhî hayatını şekillendirirken bura¬da ilgilenmeye başladığı sporla da bedenî sağlığını ve iradesini güçlendirecek alış¬kanlıklar kazanmıştır.
Bu mahalle, Akif’in eğitimi üzerinde de etkili olmuş bir muhittir. Zira burada bulunan Fatih Camii, Akif in okul dışındaki zamanlarda ikinci eğitim yuvası ol¬muştur. Akif, camiyi çok erken yaşlarda tanımıştır. Babası onu daha yedi sekiz yaşlarında iken bu camiye zaman zaman getirmektedir. Zaten evleri de camiye çok yakındır. Beş vakit ezan sesi çocukluk günlerinden bu yana ruhuna işlemiştir.
İşte bu cami ortamında ortaokul yılla¬rında bir taraftan babasından Arapça dersleri alırken bir taraftan da bu camide Farsça dersleri veren, Gülistan ve Mesne¬vi okutan Esad Dede'den Farsça dersi, Hoca Halis Efendi'den Arapça dersi al¬maktadır. Yine namazlarını bu camide kıl¬maktadır, dolayısıyla dinî şahsiyetinin oluşumunda bu mahallenin ve caminin etkisi büyüktür.
Akif’in yaşadığı çevredeki komşuları da dinî ve ahlakî değerlere bağlı insanlar¬dır. Dolayısıyla Akifin arkadaş çevresi de bu tür ailelerin çocuklarından oluşmuş¬tur. Yine evlerine gelip gidenler de baba¬sının konumuna uygun olarak o devrin kültürlü, bilgili insanlarıdır. Bunlar genel¬likle Fatih Camii'nde görevli hocalar ve medresede görevli müderrislerdir.
"Rasathaneli mektep"
Akif, önce geleneğe uyularak 4 yaşın¬da, dinî eğitim veren Fatih'teki Emir Bu-harî mahalle mektebine gönderilir. İki yıl kadar burada okuduktan sonra, Fatih il¬kokuluna geçer. Buradaki eğitimine ilave olarak evde babasından Arapça dersleri alır.
Ardından Fatih Ortaokulu'na gider. İlk edebî ilgileri burada başlar. Devrine göre çok nitelikli hocaların bulunduğu bir mekteptir burası. Onun bu okuldaki hocalarından Türkçe hocası Hersekli Kadri Efendi'nin Akif e lisan sevgisi ve şahsiyet yönünden çok etkisi olmuştur. Akif, hürriyetçi tutumunu büyük ölçüde bu hocaya borçludur. Çünkü bu zat Abdülhamid devrinin hürriyetperver şahsiyetlerindendir. Akif, hemen her bakım¬dan bu hocayı kendisine örnek almıştır. Yine bu dönemde de babası oğlunun öğ¬renimine katkı yapmayı sürdürür ve ilko¬kulda başladıkları Arapça derslerine bu dönemde de devam ederler. Bu arada edebiyata da ilgisi artan Akif, bir taraftan Kur'an hıfzına çalışır, babasının çevresin¬deki hocalardan Arapça ve Farsça dersleri de alırken bir yandan da Leyla ile Mec¬nun, Hafız divanı, Gülistan gibi şarlan klasik edebi eserlerini okumaya başlar. İşte tam bu sırada yani ortaokul tahsi¬li bittikten sonra Akif in hangi okula gi¬deceği ailede ufak bir tartışma konusu olur. Annesi oğlunun bir din adamı ola¬rak yetişmesi için medreseye gitmesini is¬temektedir. Babası ise medreseye değil mektebe gitmesine taraftardır. Neticede annesi, dinî bilgilerin medrese hocası olan baba tarafından yeterince verileceğine ka¬nat ederek bu tercihe saygı duyar. Akif böylece Mülkiye idadisine yani lise tahsi¬line başlar. Burada şunu da belirtmek la¬zımdır ki Tahir Efendi oğlunu mektep ve meslek seçiminde özgür bırakır. Yani kendi tercihini oğluna zorla kabul ettir¬memiş, ilcisinin de arzusu aynı istikamette olmuştur.
Akif, çok iyi bir öğrencilik devresi ge¬çirirken babası ölür. Ailenin düştüğü maddî sıkıntı yüzünden o yıl yeni kurulan Baytar mektebine geçer. Bu okulda en çok tesirinde kaldığı hoca ise o yıl Pa¬ris'ten Türkiye'ye dönen Doktor Rıfat Hüsameddin'dir. Akif’in fen ilimlerine daha fazla ilgi duyması bu hocayla daha da çoğalmıştır. Bu hocanın Akif üzerin¬deki tesiri o kadar büyüktür ki Mithat Ce¬mal: "Bir mektep bazen bir hocadır. İn¬san bazen bir mektepten değil bir mual¬limden çıkıyor. Akif de bu Rifat Hüsameddin'den çıktı." der.
Akif, Baytarlık eğitimi sırasında çocuk¬luğundan gelen lisan sevgisi sebebiyle Fransızcasını ilerletmek için yine özel eği¬timi sürdürür. Kamil isimli birisinden ge¬celeri Fransızca dersleri alır. Bununla da yetinmez aynı hassasiyeti küçük yaşların¬da başladığı Arapça ve Kur'an eğitiminde de gösterir ve Tabhane Medresesi'nde İskeçeli Hafız İsa Efendi'den Kur'an'ı hıfz etmeye ve Arapça öğrenimini ilerletmeye devam eder. Akif, buradaki dört yıllık eği¬timini başarıyla tamamlayıp birincilikle mezun olur. Veteriner olarak hayata atılır.
Okul çevresi, Akif i yetiştiren üçüncü önemli çevredir. Burada hem fen ilimleri¬ni iyi bilen hem de dindar olan hocalar¬dan ders almıştır. Dolayısıyla o din ve ilim çatışmasına asla düşmemiştir. Gündüz la¬boratuarda gece ise yine Kur'an okunan, ilmî, fikrî ve edebî sohbetlerin yapıldığı o mesut evindedir.
Aldığı eğitim onu belli bir ilim dalında sınırlamaz. Bir taraftan ilmî, fennî buluş¬larla ilgilenirken öte yandan şiirler yazar. Pasteur'la Fuzuli onun için aynı derecede ilgi uyandıran isimlerdir. Böylece Akif, bir taraftan devrin en ünlü veterineri olurken diğer yandan da en büyük şairi olur. Yi¬ne dinî ilimlerle ilgisini devam ettirir. Baytar olup hayata atıldıktan sonra da hem dinî hem de edebî bilgilerini daha da derinleştirecek çalışmaların içine girer.
Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Mehmet Akif i, böyle bir güzide insanı, bu örnek şahsiyeti yine Mithat Cemal'in ifadesiyle işte bu üç mekan yetiştirmiştir: "Kur'anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep."
Kaynaklar
Mithat Cemal Kımtay, Mehmet Akif Ersoy, Türkiye İş Ban¬kası Yayınları, Ankara 1990
Orhan Okay, Mehmet Akif, Akçağ Yayınlan, Ankara 1989 Abdülvahit İmamoğlu, Mehmet Akif, Ravza Yayınları, İstan¬bul (tarihsiz)
İsmail Hakkı Sengiller, Mehmet Akif Külliyatı, İstanbul, 1992 Sezai Karakoc, Mehmet Akif, Diriliş Yayınları, İstanbul 1979
www.kitapyurdu.com
YARIMADA YAYINLARI
Mustafa Özçelik
İslami Edebiyat hâlâ var mı?
İslami ilimler Kültür ve Edebiyat Vakfı, Fatih'teki yerinde faaliyetlerine devam ediyor.
Kentler tarihin her döneminde, ulaşımda güçlük çekilmeyen, yerleşim alanlarına kurulmuşlardır. İzmit, İzmir, Trabzon, Tekirdağ, Mersin ve Zonguldak gibi, Anadolu şehirlerinin hızlı büyümeleri, büyük ölçüde deniz kenarlarında yer almalarından kaynaklanır. İstanbul gücünü, hem kıtaların, hem de denizlerin buluştuğu, stratejik kavşakta bulunmasından alır. Büyük şehirler, kuş uçan, kervan geçen yolların armağanlarıdır.