Mustafa Özçelik

İLETİŞİM | ZİYARETÇİ DEFTERİ

HAFTANIN ŞİİRİ | HAFTANIN KİTABI | HAFTANIN DERGİSİ | HAFTANIN GÜNDEMİ

Kull. Adı    

:

Şifre 

:
   

Yeni Üye - Şifremi Unuttum

Mustafa Özçelik

top_10

YAZARLAR, GÜNCEL HADİSELER KARŞISINDA YETERİNCE DUYARLI DAVRANIYORLAR MI?

Seçenekler
EVET
HAYIR

Sonuçları Göster
 


Tasarım. RenkDİZAYN
 
   
 

 

 

Mustafa Özçelik
OKUMANIN TEMEL GÜÇLÜKLERİ


Özellikle çağdaş toplumlarda bireylerin okur-yazar olmaları, o toplumun gelişmişlik düzeyinin bir göstergesi sayılmaktadır. Bu durum, ülkemiz için de böyledir. Nereye gitsek, kiminle konuşsak okumanın öneminden, faydalarından söz edilir. Okuma bayramları, kitap kampanyaları yapılır. Vatandaşların okur-yazar hale gelebilmeleri için ilk öğrenim zorunlu kılınır. Bundan çeşitli sebeplerle yararlanamayanlar için okuma-yazma seferberlikleri düzenlenir.

Bütün bu çabalara rağmen okur-yazar sayımızı yeterince artırdığımız söylenemez. Öte yandan kişilere okuma-yazma öğretsek bile, bu onların okur-yazar olmalarını sağlamamaktadır. İlk hatta orta-lise öğrenimini tamamlamış olanlar arasında bile okuduğu metni anlamayan, duygu ve düşüncelerini doğru ve düzgün bir şekilde yazılı ya da sözlü olarak anlatamayanların sayısı hayli fazladır. Kitap deyince akla sadece ders kitapları gelmekte, kitap, gazete, dergi okuyanların oranı genel nüfusa göre hayli düşük düzeyde bulunmaktadır. Bu defa da “okumuyoruz!...” şikayetleri duyulmaktadır.

Eğer bir topluda, en kolay anlaşılır okuma metinleri diyebileceğimiz gazetelerin satış oranları nüfusun yüzde onunu dahi bulmuyorsa, bu ülkede şiir kitapları bin, romanlar iki bin civarında satıyorsa, dolayısıyla bilgi ve fikir düzeyi bakımından ortalığı halkın güzel ifadesiyle “diplomalı cahiller” kaplamışsa, ortada okumayla ilgili çok ciddi ve önemli bir sorunlar var demektir. Bu sorunlar çözülmediği sürece de ne kadar yakınsak okur-yazar oranını artıramayız.

İşe önce okumanın mahiyetinden, amaçlarından ve yöntemlerinden başlamak gerekiyor sanıyorum. Zira okumak, en basit tanımıyla “basılı ya da yazılı malzemeleri (kelimeleri) duyu organları yoluyla algılamak, bunları anlamlandırmak ve kavramak “çabasıdır. Bu tarif, tabi ki kelimenin bir tür sözlük anlamıdır ve asla okuma kavramının bütün mahiyetini kapsamaz. Okumak, bu manasıyla başlar ama bu manayla devam edip bitmez. Ama bu toplumda okuma, harfleri tanıma, sökme becerisi olarak kabullenildiği için bundan daha ileri bir etkinlik haline bir türlü getiremiyor, bu beceriyi gösteren herkesi okur-yazar görme eğilimini benimsiyoruz. Oysa yukarıdaki o basit tanımda da belirtildiği gibi kişi, okuma sürecinde harflerden hecelere, hecelerden kelimeler, kelime gruplarına, paragrafa ve oradan metnin tümüne ulaşarak algılamayı, anlamlandırma ve anlama sürecine sokmak zorundadır.

Bu amacın gerçekleşmesi kuşkusuz okumayı bir bilgi, bilinç ve beceri hadisesi olarak görmemize bağlıdır. Bu anlayış bizi, metinlerin mahiyeti, özellikleri dolayısıyla onları nasıl, hangi amaç ve yöntemlerle okuyacağımız noktalarına götürecektir. Bunu için de doğrusu, okuyucu olmayı seçen kişi önce okuma konusunda bilgilenmek ihtiyacı içinde olacaktır. Yani okur olmanın ön şartları ve donanımları söz konusudur. Başlangıçta bu yapılmadığı için kişi okusa bile, yaptığı faaliyetten zevk almamakta, bilgi edinememekte, okumanın sonuçlarını devşirememektedir. Dolayısıyla bir süre sonra kitaplarla arasına mesafeler sokmakta, giderek bu etkinlikten iyice uzaklaşmaktadır.

Evet, okuyucu olmak bir sanattır. Bundandır ki, eğitim-öğretim kurumlarında “Okuma Sanatı” gibi kitaplara hatta derslere yer verilmektedir. Bu sanatı kavramada en önemli nokta ise yazarı bir verici, okuru bir alıcı dolayısıyla ikisi arasındaki meseleyi bir iletişim olarak görmeyi gerekli kılmaktadır. Bu iletişimin gerçekleşmesinde ise yazarla okur arasında bir “ortak dil” in olması zorunludur. Çünkü iletişim dille gerçekleşecektir. Yani anlatmanın aracı dil olduğu gibi anlamanın aracı da dildir. Dolayısıyla bu müştereklik sağlanmazsa ana dilimizle yazılan bir metin bile okur için sanki yabancı dille yazılmış bir metne dönüşecek, okur, okuyacak fakat anlamayacaktır.

Günümüz okurların çoğu böyle bir durumda genellikle yazarları anlaşılmaz olmakla suçlarlar. Doğrusu yazarın bu noktada anlatmak istediklerini okuyucunun anlama düzeyine göre şekillendirme, söylediklerini ilginç kılma gibi sorumlulukları söz konuysa da okuyucunun da yazarı bilgi, ilgi. Dikkat ve sabırla anlama gayreti gösterme gibi görevleri vardır. Diyelim ki, bir metin sağlam surlu, tunç kapılı bir kale gibidir. Okur, eğer kalenin içini merak ediyorsa onun kapılarını açma, surlarına tırmanma cehdi göstermek gibi bir sorumluluğu söz konusudur. Bu noktada okur, yazardan kapısını tamamen açmasını bekleyemez. O zaman, eğer her şey görüldüğü, bilindiği gibi anlatılacaksa okumaktan beklenen sonuçlar asla gerçekleşmez.

Bir kitap niçin okunur, bir makale ile bir şiir kitabının farkı nedir, ana dilimizi bilme düzeyimiz nedir, kelime hazinemiz yeterli midir..? En azından bu gibi sorular karşısında müsbet cevaplara sahip değilsek, okuma faaliyetine ilk adımlarımızı dahi atmış sayılmayız. Kısacası niçin ve nasıl okuyacağız? Hiç değilse işin başında bu sorular cevaplandırılmış olmalıdır.

Öte yandan kitapların kapak düzeninden sayfa düzenine, yani estetik boyutuna, fiyatlarının okurun alım gücüyle orantısına, okura ulaşma imkanlarına kadar bir dizi sorun daha vardır ortada. Bunlar da okurun okuma problemleri arasında görülmelidir. Yine kitabı hazırlayanların yani yazarların cephesinden olaya bakacak olursak o noktada da karşımıza pek çok sorun çıkar. Okur olmadan yazar olmak, ana dilini yeterince bilmemek ve kullanamamak, okurun dünyasıyla kesişme noktaları yakalayamamak, hitap ettiği kitleyi tanımamak ve belki de en kötüsü okuru duygu ve düşünce yönünden sömürmek, bir seviyesizliğe, zevksizliğe, kalitesizliğe mahkum etmek, yanıltmak, aldatmak gibi olaylar da karşımızda maalesef birer sorun olarak durmaktadır.

Yine ebeveynlerin bu konuda yeterince bilgi ve bilinç sahibi olmamaları, çoğunun çocuklarının okumasını bir okul bitirme şeklinde anlamları, devletin bu konudaki yanlış politikaları, kitabın suç aracı gibi gösterilmesi, iletişimin özellikle yaşadığımız yıllarda iyice görselleşmesi, ezberci anlayış, düşünceden uzaklaşma, geleneğin getirdiği kimi olumsuzlukları da yine okumanın önündeki başka ciddi engeller olarak görebiliriz.

Düşünmekten, araştırmaktan, soru sormaktan, cevap vermekten ve bulmaktan çekinmek, korkmak... Belki de okumayla ilgili asıl sorun budur. Dolayısıyla diğer sorunlar, bu asıl sorunun birer uzantısıdır. Burada gelenek de, yaşadığımız çağın ve yönetimin anlayışları da ciddi bir biçimde sorgulanmalıdır. Bunlar yapılmadığı sürece sorunun asıl kaynağından uzaklaşacak ve ayrıntılarda boğulup kalacağız demektir.

Bütün bunlara bir de şunu ekleyelim: Okur adaylarının okumaya yönelmesinde okuyanların, bu işi bildiğini iddia edenlerin söz, davranış ve eylemlerinin de çekici yahut itici sonuçları olmaktadır. İnsanlar, okur-yazar olandan diğer insanlara göre daha farklı sözler duymak, daha farklı davranış ve eylemler görmek istemektedirler. Kuşkusuz bu, onların en doğal hakkıdır. Toplum olarak, bu konuda da iyi örneklere sahip olduğumuz pek söylenemez. Okuyanların pek çoğu okudukça adeta daha da cahilleşmekte, küstahlaşmakta ve okumak bir bakıma insanî fıtrattaki tabii saflığı bozmaktadır. Böyleleri bilgili olmayı bilgiç olmakla karıştırmaktadırlar. Bu da okur adayı için olumsuz bir örnek olmaktadır.

Bir yazı kapsamında genel hatlarıyla sıraladığımız bu sorunları mutlaka yeni yazılarla açmak ve açıklamak gerekmektedir. Eğer, bir konuda problemin varlığını kabul etmişsek, onu çözmeye ilk adımı atmışız demektir. Evet, okumamak bu toplumun çok ciddi bir sorunudur. Unutmayalım, hayatı şekillendiren duygu ve düşüncelerdir. Onların neşet ettiği yer ise kitaplardır. Durumu böyle görürsek, okumama sorununun tüm toplumsal sorunların merkezinde duran asıl sorunlardan en önemlisi olan bir sorun olduğunu da görmüş oluruz.


www.kitapyurdu.com

YARIMADA YAYINLARI

  Mustafa Özçelik

'Yunus Emre Şiirleri Beste Yarışması'


Yunus Emre'nin daha iyi tanıtılması, düşünceleri ve şiirlerinin geleceğin dünyasına taşınmasına müzikle desteklemek, şiirlerinin bestelenerek müziğe kazandırılması amacıyla 'beste yarışması' düzenleniyor.
 

Bütün haberler>>





Çıldırtan gerçek

HEKİMOĞLU İSMAİL
1850 ile 1883 yılları arasında yaşamış Fransız hikâyecilerinden Maupassant'ın şöhreti dünyanın dört bucağına yayılmıştır.

devamı için tıklayın>>



Bugün : 29
Toplam : 155235
En Fazla : 463
Ortalama : 102
Üye Sayısı : 238
Bugün Üye Olan : 0





Telif Hakkı © 2004 - 2009 Bu site Eğitimci Yazar Şair Mustafa ÖZÇELİK'e aittir.  Sitede bulunan Şiir ve Yazılardan Kaynak gösterilmesi halinde istifade edilebilir.